15 Temmuz’u Anlamak

15 Temmuz hain darbe kalkışması bizlere Anadolu topraklarında 40 yılı aşkın bir süredir dini değerleri kullanarak neşvünema bulan sözde iyilik hareketinin veya bağlılarının ifadesiyle “Hizmet Hareketi’nin” nasıl günü geldiğinde vahşi bir terör örgütüne dönüştüğünü açıkça göstermiştir. 2010 yılından itibaren bu hareket kendinden olmayanlara ve halkın oylarıyla seçilmiş meşru hükümete karşı sergilemeye başladığı düşmanca tutumla, aslında gizli bir gündemlerinin olduğunu ve günü geldiğinde hem kendi hem de yuları elinde olan efendilerinin çıkarı için darbe dahil her şeyi yapabileceğini açıktan göstermeye başlamıştı. Durum bu olmasına rağmen 15 Temmuz hain darbe kalkışmasına kadar insanımızın çoğu bu gerçeği görmemek için adeta “gözlerimi kaparım işimi yaparım” veya “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” mantığıyla ihanetin göz göre göre geldiğinin farkına varamadı veya varmak istemedi. Maalesef bu, 17/25 Aralık tarihlerinde yargı ve emniyette yuvalanmış FETÖ militanlarının halkın oylarıyla seçilmiş hükümete karşı kalkıştığı yargı ve emniyet darbesinden sonra Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın başta devlet kurumları olmak üzere her kesime açıkça ve yüksek sesle Gülen Hareketi’nin paralel devlet yapılanması ile aktif mücadele çağrısına rağmen yapıldı. Ancak 15 Temmuz tarihinde FETÖ militanları ve şakirtleri milletine bomba ve kurşun yağdırınca, takke düşüp kel göründüğünden “Gülen Cemaati” veya “Hizmet Hareketi” olarak bilinen yapının artık bir terör örgütü, lideri Gülen’in de “hocaefendi” değil, kendi çıkarı için dini değerleri hoyratça kullanan bir sapkın ve terörist olduğunu çok şükür görebildik. Buna da şükür çünkü bu ülkede ne yazık ki bu gerçeği hâlâ göremeyen veya şahsi çıkarları için görmek istemeyen mankurtlar var.

07 Şubat 2012 tarihinde MİT Müsteşarı’nın FETÖ’cü savcı tarafından KCK operasyonları çerçevesinde FETÖ’cü emniyetçiler eliyle zorla ifadeye çağrılmasıyla başlayan, 17/25 Aralık 2013 tarihlerinde FETÖ’cü yargıç ve emniyetçiler tarafından organize edilen sözde yolsuzluk soruşturmalarıyla halkın özgür iradesiyle seçilen hükümete karşı kalkışılan bürokratik darbe girişimi ve 19 Ocak 2014’de Adana’da MİT tırlarına yine FETÖ’cü savcı ve askerler tarafından yapılan baskınla devam eden ve nihayetinde 15 Temmuz kanlı hain darbe kalkışmasıyla zirve noktaya ulaşan olayları bir bütün olarak göz önüne aldığımızda aslında ülke olarak çok büyük bir felaketten, bir işgal girişiminden hatta uçurumun kenarından döndüğümüzü rahatlıkla söyleyebiliriz. Tüm bu olaylar dini söylem ve değerlerden beslendiği ve dini bir yapı görünümünde olan Gülen hareketi tarafından planlanıp hayata geçirilmeye çalışıldığından bu durumdan en fazla zararı da rahmet dini olan İslam ile “farklılıklar içinde birlikte yaşama kültürünün” beşiği olan Anadolu coğrafyasının dolayısıyla da aziz milletimizin gördüğü aşikârdır.

15 Temmuz akşamı Müslüman coğrafyanın imamesi olan ülkemizi bölüp parçalamak misyonuyla tanklar kışlalarından çıkmış, ordu içindeki vatan haini vahşi yaratıklar sokaklara salınmış, köprüler tutulmuş, Cumhurbaşkanımız için suikastçılar gönderilmiş, binlerce kişilik infaz listeleri hazırlanmış, Milletin Meclisi bombalanmış, sivil insanlar tanklarla ezilmiş ve kurşun yağmuruna tutulmuş ve bir katliam başlatılmıştı. Ancak Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın etkin liderliğinin ön plana çıktığı, çağrısıyla birkaç saat içinde sokaklara akan yüzbinlerin Çanakkale ruhuyla vatan hainlerine karşı tek vücut olması hain darbe kalkışmasını kısa sürede bastırmış, ülkemiz uçurumun kenarından dönmüştür. 15 Temmuz’da Terör örgütü FETÖ tarafından Türkiye Cumhuriyeti’ne, ülkemizin millî birlik ve beraberliğine, geleceğine ve kardeşliğine karşı yapılan hain darbe girişimi, tarih boyunca vatan ve bağımsızlık aşkıyla nice gaileleri atlatan aziz milletimizin devletine, vatanına, demokrasisine ve geleceğine canı pahasına sahip çıkarak, bu değerlerden asla vazgeçmeyeceğini bütün dünyaya gösterdiği bir kahramanlık örneği ile bertaraf edilmiştir. Vatan ve kutsal değerlerimiz uğruna canlarını feda eden 249 şehidimizi ve gazilerimizi hiçbir zaman unutmayacağız. Samsun Üniversitesi olarak bize düşen görev, 15 Temmuz ruhunu her daim canlı tutmak; şehit ve gazilerin emanetine sahip çıkarak; bu emanetin bilincinde olan, milli ve manevi değerler ile donatılmış, aklın ve bilimin rehberliğinde bilinçli nesiller yetiştirmek ve bu sayede ülkemizin aydınlık geleceğine katkı yapmaktır.

Bu şanlı direnişin anısına millet olma bilincimizin perçinlendiği  “Demokrasi ve Milli Birlik Günü”nü en kalbi duygularımla tebrik ediyor, 15 Temmuz’da vatanımız, bağımsızlığımız, kutsal değerlerimiz, milli birlik ve beraberliğimiz uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor; kahraman gazilerimize ve bu destanın mimarlarına üniversitem adına en derin saygı ve şükranlarımı ifade ediyorum.

Prof. Dr. Mahmut AYDIN

Samsun Üniversitesi Rektörü

13 Temmuz 2019
921 kez görüntülendi