18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferinin 104. Yıl Dönümü

Milletin/Ümmetin kalbinin attığı yer olan Çanakkale, aynı zamanda bir ümmet kabristanlığıdır. Bu kabristanlıkta kimler yok ki;
Gazneli Hasan,
Ohrili Mümin
Dimeşkli/Şamlı Davut,
Bosnalı Yusuf,
Kahireli Süleyman,
Bakülü Ali ve daha niceleri…
Çanakkale bir sonuçtur. Her şey Fransız İhtilâli ile başladı. İhtilâlin getirdiği ayrılıkçı ulus devlet anlayışı, Avrupa’daki imparatorlukların içine bir virüs gibi yayılırken kendilerince tedbir alma yoluna gittiler. 1815 Viyana Kongresi’nde ortaya çıkan Meternik Sistemi ile Avrupa’nın bütünlüğü korunurken, Doğu’nun dağıtılması ön plana çıkarılmış ve bu çerçevede de öncelikli olarak Osmanlı Devleti’nin dağıtılması hedeflenmişti. Nitekim Avusturya ve Rusya’nın öncülüğünde Grek/Yunan ve Dakya projeleri, Osmanlı Devleti’ni Avrupa’dan atma esasına dayanıyordu.

1897’de İsviçre’nin Basel kentinde toplanan Dünya Siyonist Kongresi’nde Osmanlının dağıtılması, kongrenin 50. yılında Filistin topraklarında İsrail Devleti’nin kurulması, 100. Yılında da Yahudilerin Vaat edilmiş Toprak/“Arz-ı Mev’ud” olarak nitelendirdikleri alanın İsrail yurdu olması planlanmıştı. Yahudiler 562 kişilik Siyon Katır Birliği ile İngiliz saflarında Osmanlıya karşı savaşmış ve bu hizmetlerinin karşılığını da 1917’de almışlardır. İngilizlerin Yahudi asıllı Dışişleri Bakanı Arthur Balfour’un 2 Kasım 1917’de yayımladığı deklarasyon Filistin topraklarında İsrail Devleti’nin kurulmasının yolunu açmıştır.

Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşına girmesinin hiçbir artısı yoktu. Ülke yönetimini ele geçiren İttihatçılar, kendilerince güçlü ülkenin yanında savaşa girdikleri takdirde kaybettikleri toprakları geri alacaklarına, geçmişteki haşmetli günlere geri döneceklerine inanıyorlardı. Bunların ötesinde dünya siyasetinde içinde bulundukları yalnızlık duygusundan kurtulmak istiyorlardı. Bu düşüncelerle devleti bir maceraya doğru sürüklüyorlardı. Öncelikle ittifak yapmak maksadıyla İngilizlere yanaştıysalar da yüz bulamayınca Almanlara yaklaşmak zorunda kaldılar. Bu yakınlaşma Akdeniz’de İngiliz Donanması’ndan kaçan iki Alman savaş gemisi olan Goben ve Breslav’ın Osmanlı Devleti’ne sığınmasını beraberinde getirdi. Gemilere Yavuz ve Midilli ismi verildi, Osmanlı bayrağı çekildi, askerlere Osmanlı askeri kıyafetleri giydirildi. Gemilere Karadeniz’e açılma talimatı verildi. Sonradan verilen gizli emirle gemiler, 29 Ekim 1914 günü Rus limanlarını bombaladı, limanda buğday ve kömür yüklü gemileri batırınca Osmanlı Devleti de artık dönüşü olmayan bir yola girmiş oldu.

Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti birçok cephede çarpışmıştır. Bu çarpışmaların en yoğun olarak yaşandığı cephe Çanakkale cephesi olmuştur. Çanakkale’de kazanılan zafer, sosyolojik olarak bir milletin küllerinden yeniden doğması ve dirilmesi anlamına geliyordu. Dahası bu zafer, milletimizin bitmediğinin, devletsizliğe ve esarete asla razı olmayacağının adeta habercisi gibiydi.
Çanakkale Zaferi’ni bizlere yaşatan, bu aziz vatanı bizlere hediye ve emanet eden aziz şehitlerimizin emanetine sadakat şerefemizdir. Tarihinin hiçbir döneminde esarete razı olmamış, düştüğü yerden kalkmasını bilmiş, bağımsızlık mücadelesi vermiş olan bir milletin evlatları olarak atalarımıza ve şehitlerimize layık olmak, milletimizin huzur ve refahı için çok ama çok çalışmak onlara olan borcumuzun ödenmesi noktasında belki küçük bir adım olacaktır. Bu yolda adım atmak bizim için bir onur meselesidir. Bu onuru millet olarak yaşamamız ve onlara layık olmamız, bizlere bıraktıkları aziz vatan emanetine sahip çıkmamıza bağlıdır.
Çanakkale Zaferinin 104. Yıl dönümü vesilesiyle bağımsızlığımız için, huzur ve refahımız için, izzet ve onurlu yaşamamız için, kısaca canımız için canlarından vazgeçen aziz şehitlerimiz başta olmak üzere, Yarbay Mustafa Kemal ve Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa’yı rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz. Ruhları şad olsun.

17 Mart 2019
611 kez görüntülendi